Sıfır Gibi İkinci Ellerin 20 Yıllık Adresi, Motorium

Derin bir nefes alıp da koklarsanız, ancak o zaman anlıyorsunuz oradaki motorların yaşamışlıklarını. İşlemiş motorun kendine has yağ ve yakıtla karışan metalik kokusunu… Ama bir bakışta hepsi gıpgıcırlar, hepsi sıfırlar…

Motorium 20 yıldır motosiklet sektörüne hizmet veriyor. Buraya gelen bir daha bağını koparamıyor. Okul mu dersiniz kulüp mü? Motosiklet danışma merkezi mi? Ona siz karar verin. Ama sahibi Tolga Büyüköner ona Motorium diyor…

Hazırlayan: Esra Kuşcu
Fotoğraflar: Özdem Veli Erdem

Kapıdan içeri girdiğiniz anda bir butiğe girmiş gibi hissediyorsunuz. Sanki burada satılan motosikletler özel üretim. Koruma altında ve itinayla saklanıyor. Ama hayır! Durum o kadar da ütopik değil. Burası bir “ikinci el motosiklet mağazası”. Sehpaya alınmış motorlar dükkânın içinde belli bir düzende yerleşmişler, daha ilk günkü cazibeleriyle gelene gidene göz kırpıyorlar. Tam karşı köşede size “merhaba” diyen bir çalışma masası, küçük Vespalardan Volkswagenlerden oluşan bir oyuncak koleksiyonu, arkadaki duvarda aile albümünün motosikletli günlerinden kalma siyah beyaz bir fotoğraf, hatta bir çerçeve içinde bereket parası bile var… İşte bu güzel ortamda kahvelerimizin eşliğinde sohbetimize koyulduk. Zaten günler öncesinden sözleşmiştik Tolga Büyüköner’le. Aklımızdaki soruları ardı ardına sıralayıp klasik bir röportaj yapmak için değil Tolga beyle sohbete gitmiştik. Ve öyle de oldu!

Esra Kuşcu:
Tolga bey, kaç yıldır motosiklet üzerindesiniz?

Tolga Büyüköner:
1965’lerde birkaç arkadaş kiralayarak başladık motosiklet tepesinde gezmeye. 1967’de de ilk motorumun sahibi oldum. Annem, babamdan gizlice bana ilk motorumu almıştı. Bir CZ 125 (yani Java’nın 1.25’liği). Yani o gün bugündür, yaklaşık 44 senedir motora biniyorum.

Aslında ben hippiyim. Gençliğim gitarla Beatles’la geçti. Volkswagenler Vespalar… Uzun saçlıydım, saçımı da geçen yıl kestim!


E.K.:

Peki gelelim Motorium’un hikayesine. İkinci el motosiklet mağazası açma fikri nereden geldi aklınıza?

T.B.:
Ben titiz bir insanım. Kullandığım araçların yeri ayrıdır bende. Tabii onları nasıl ve nerede muhafaza ettiğim de… Öyle ki şimdiye kadar kullandığım birkaç araç müzede sergileniyor. Birkaç motosikletim vardı o dönem. Bu dükkânı da motorlarım için garaj olarak tutmuştum. Yani aynı binada hem evim hem de garajım vardı. Daha sonra zaman içerisinde, motosiklet sevgimin de etkisiyle bu garaj Motorium’a dönüştü. İşte o gün bugündür, 1990 yılından beri yerimi hiç değiştirmeden burada hizmet veriyorum.

Vedat Kürşün:
Kime sorsak Motorium’u biliyor. Bilmeyen neredeyse yok gibi. Bu nasıl bir şey? Türkiye’nin ilk İkinci el motosiklet mağazası olmasını ayrı tutarsak, nedir Motorium’u farklı yapan? T.B.: 20 sene oldu bu dükkânı açalı. Çok dışa dönük olmadığım için yenilerin çoğu bilmez ama eskilerin hepsi bilir. Şöyle bir ünü vardır Motorium’un; “Tolga, sıfır gibi ikinci el satar”. Dükkânda gördüğünüz tüm bu motorlar ikinci el mesela. (içerideki gıcır gıcır duran motorları işaret ediyor, 214 km’de, 980 km’de v.s.)

 


E.K.:

Motorium’da işler nasıl yürüyor?

T.B.:
Çok titiz bir kişiliğim olduğu için, her şeyin belli bir düzen içinde olmasını isterim. İlk günden beri burada her şey aynı düzende devam ediyor. Günümüzde var olan sistemin içinde değilim yani. Eski usûl… Hala 60’lı senelerin sistemi (gülüyoruz). Ruhsat işlemleri v.s. ne varsa onlar halledilmeden satılan motosikletin tekerleği dönmez. Burada yükümlülüğünüz ve sorumluluğunuz büyüktür çünkü. Her zaman söylerim, bu işi bilmeyen binmeyen, sevmeyen yapamaz.

Benim markam da yok takımım da ben “motorspor”luyum!

E.K.:
Motorium’un kulüp özelliği de var. Buradan alışveriş yapan bir daha kopamıyor sanki…

T.B.:
Evet, 1990’da gelen kişi 2009’da da geldi buraya çünkü benim verdiğim motosiklet depozit gibidir. Çok sayıda daimi müşterim vardır. Hevesli fakat nereden başlayacağını bilemeyen birçok kişiyi motosiklete ben başlattım. Bir nevi önlerine merdiven koydum. Anadolu’yu her zaman çok önemsedim. Sektör, ağırlıklı olarak İstanbul’da olsa da Anadolu’da motosiklet buradakinden çok daha önemli bir araç. Mesela Giresun’un Alucra diye bir ilçesinde bir öğretmenin motosikletinin yedek parçasını önce buradan Giresun’a, oradan da at arabasıyla Alucra’ya gönderdim. Benden bir kask ve ya başka bir aksesuar istedikleri zaman gönderirim. Parayı pulu hiç konuşmayız. Sonuçta motosiklet göndermiyorsun, bir aksesuar bir ceket… 300 avronun içinde bir maliyet. Bir sefer yanlış yaparsa o kadar zararım olur ama o kişi beni kaybeder. Her şey karşılıklı. Ama kimse de bugüne kadar 1 liramı göndermezlik etmedi. Sonuç itibariyle verdiğiniz kadarını alıyorsunuz…

 

İrfan Kocabıyık’ tan Buket ve Tolga’ya fotoshop çalışması.

V.K.:
Motorium’un kriterleri nedir peki?

T.B.:
Benim sirkülâsyonumda şöyle bir avantajım oluyor; ben hiçbir zaman vade ve takas gibi işler yapmadım. Neden? Benim buraya koyduğum motorlar hep seçmedir. Zaten etrafımdaki insanlar bu motorları sıfır alıyorlar kullanıyorlar sonra ya küçük geldiğinden ya başka bir modeli beğendiğinden ya da başka bir markaya geçmek istediğinden motorunu değiştiriyor. Bu neyi sağlıyor? O motorlar gözümün önünde yapmış oluyorlar o kilometreleri… Dolayısıyla ben de o motora kim binmiş, nasıl binmiş, nereye gitmiş, hangi servislerde bakımı yapılmış biliyorum. Bu çok önemli bir avantaj tabii. Genelde bilmediğim motosiklet de dükkânımdan içeri girmedi.

V.K.:
Bu zamana kadar kaç kilometre yol yapmışsınızdır?

T.B.:
Onu bir keresinde gerçekten düşündüm ama kesin bir cevap vermek çok zor oldu. Geçmişimde kaç motosiklet kullandım, ne kadar kaldılar bende diye düşündüm hatta ama işin içinden çıkamadım.

E.K.:
Kilometreler mi önemli yoksa eğitim mi? Bu çok tartışılan bir konu. Siz ne düşünüyorsunuz?

T.B.:
Evet, kat edilen kilometre tecrübe için çok önemli. Bugün firmalar tarafından verilen eğitimler var ve bu eğitimlerin sonuçlarının da çok güzel olduğunu görüyorum. Sıfırdan başlayıp ileri seviyelerde devam eden eğitimler insanları alıp aşama aşama üstelik de kurallı bir şekilde eğitiyorlar. Bu dolaylı bir şekilde gelip bizim işimizi kolaylaştırıyor. Çünkü buraya gelip de “ben bu motoru almak istiyorum ama kullanmayı bilmiyorum” derlerdi. Şimdi bunların sayısı eskiye nazaran azaldı. Ayrıca iyi bir eğitimin bir motorcuyu, bir diğer alaylı motorcuya çok kısa bir sürede yaklaştırdığını da bizzat gördüm.

 

Bereket Parası

E.K.:
Size böyle “ben bu motoru almaya geldim diyerek gelenlere ne diyorsunuz? Nasıl ikna ediyorsunuz?

T.B.:
Bana gelip de tecrübesi olmadan ya da yeterli seviyeye gelmeden tecrübesini aşan bir motoru satın almak isteyen çok olmuştur. Ama alamamışlardır. “Parasıyla değil mi kardeşim?” diye sorduklarında da “Hayır vicdanla!” diye cevap vermişimdir. Bu büyük bir sorumluluk çünkü. Allah nazardan saklasın buradan bir motor verip de beni vicdanen üzecek hiçbir durum yaşamadım. Bundan sonra da böyle devam eder diye umuyorum.

Şu an kullanmıyorum ama spor motosikleti hiçbir zaman gönlümden atamam. O ivmelenme… O performans…! Onun keyfi başkadır.

E.K.:
Peki İstanbul’da en makbul motor nedir sizce?

T.B.:
Tabi bu seçim amacınıza göre fark gösterebilir ama enduro motosikletler büyük tekerlekli oldukları ve amortisör mesafeleri de uzun olduğu için, bozuk yollarımızı en güzel absorbe eden motosikletlerdir. Fakat tabii ki küçük endurolardan bahsediyorum. Türkiye’nin yolları hele ki 2000’den sonra trafiğin de artmasıyla çok bozuldu. Bu yüzden de süpersport motosikletlerin kullanımına elverişli değil. Komşu ülkelerimize bakarsak; mesela İtalya’da, Yunanistan’da motorculuk ve motosiklete saygı çok gelişmiş olduğundan scooterler çok yaygın olarak kullanılabiliyor. 10 jantlı bir Vespa’yla da şehir içinde gezebilirsiniz. Ama İstanbul’da öyle değil. Burada kendinizi her an her koşulda kaçabileceğiniz bir motor seçmelisiniz. İnce bir enduro ile 125’lik 250’lik bir enduro ideal olur diyorum. Ama diyorsanız ben hem şehirde hem de seyahatlerde kullanmak istiyorum; o zaman 600-650 cc’yi geçmeyen bir enduro işinizi görür. Benim de tercihim bu yönde. Yani amaç önemli. Benim 40 küsur senelik bir motorcu olmam ille de 1200-1400 cc’lik bir motosikletle gezmemi gerektirmiyor.

 

Firdevs ve Vehbi Büyüköner, İskenderun 1945

E.K.:
Tolga Büyüköner motosiklet keyfini kimlerle paylaşıyor? Kimlerle seyahat ediyor?

T.B.:
Bence en önemli konu bu. Yani işin keyif kısmı… Biz genelde sevgili eşim Buket’le iki motosiklet gezeriz ve uzun yolcuyuzdur. Motor tercihimiz ise amacımız itibariyle enduro. Biz, motosikleti sürüş keyfi için kullanırız ve mecbur kalmadıkça gemiye binmek istemeyiz. Yapabildiğimiz her kilometre bize kârdır. Doğayı, virajlı orman ve yayla yollarını çok severiz. Bir keresinde Saros diye çıktık, sahil sahil gidip Antakya’dan döndük. Türkiye’nin her yöresinde motosikletçi dostlarımız var ve selam verdiğimiz yerden üç günden önce ayrılamayız. Onlar da motosikletlerini çıkartırlar ve yörenin güzel yerlerini birlikte gezeriz. Böylece motosikletlerimizi sürme keyfine de ara vermeyiz. Buradan onlara da en kısa zamanda görüşmek üzere selam gönderiyoruz.

E.K.:
Daha soracak soru ve konuşacak konu çok ama bu sohbet böyle uzar gider. Bize zaman ayırdığınız ve mağazanızda konuk ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Tolga Büyüköner
Motosikletçi
Ağustos 2009